31 Mayıs 2012 Perşembe

Kısa Bir Doğu Turu

Haftasonu 3 günlüğüne kısa bir doğu turu yaptık. Çookk önceden biletlerimiz hazır olduğundan Cumartesi sabah gidip PAzartesi akşam döndük. Kars-Ardahan-Igdır-Ağrı-Sarıkamış-Doğubeyazıt çarkında döndük durduk...

Çok değişik hislerle döndüm evime.
Doğuda korku var...
Doğuda yokluk...
Saflık...
Mahrumiyet...
Doğa güzelliği....
Neler neler....
 Heryer asker kaynıyor. Yollarda tanklar askerler var sürekli. Sanki haddinden fazla kışla var  top var tüfek var gibi. İnsan biraz korkuyor dolaşırken. Ama esrarengiz mistik bir havası var. Mutlaka görülmeli insan hayatında bir kere...


 Çıldır Gölü...Van gölünden sonra ikinci büyük göl. Muhteşem bir manzarası var ama etrafında bir tane doğru dürüst tesis yok. Bölgeyi turizme açacak ufak da olsa bazı hareketlerin yapılması muhakkak bence...
Sarıkamş tepelerinden çiçeklere bezenmiş çayırlar...

 Burası da Turizm Bakanlığının yüz karası... Katherina'nın köşkü diye geçiyor. Sarıkamışta bir köşk. İçi o kadar muhteşem ki inanılmaz. Ama ahır olarak kullanılıyor zaman zaman:( İnsan alır şunu restore eder halka açar yazık çok yazık. Bununla ilgili müzeler müdürlüğüne en kısa zamanda mail yazacağım. Çok takarlar ya neyse ben vatandaşlık görevimi yapayım.
 İşte tüm heybeti ile Ağrı dağı. Aman yarabbi !!!! ne kadar ihtişamlı ne kadar büyük ne kadar güzel...
 Doğubeyazıt İshak Paşa Sarayı... Efsaneye göre İshak Paşa'nın kızı Ağrı dağına kaçırılmış. İshak paşa da "Gözüm görmesin şu Ağrı dağını" diyerekten bölgeden Ağrı Dağı'nın tek görülmediği yer olan bu sarayı inşaa ettirmiş. İçindeki işçiliklere akıl sır ermiyor. Aslında Altından bir saray kapısı varmış ama kurtuluş savaşı sırasında kapı çalınmış ve başka ülkeye götürülmüş.
 Burası da Kars Ani Harabeleri. Koskocaman bir şehire yayılmış bir sürü harabeden sadece bir tanesinin resmi bu. Tam ermeni sınırında bulunan yere çok miktarda turist geliyor. O kadar çok Japonvardı ki hayret ediyor insan.


Son olarak da Kars kalesinden şehrin görüntüsü....

KArs kalesine çıkan mutlaka Kars'a bir daha gidermiş... Buraya yazdım bakalım bir daha ne zaman kısmet olacak :)

Diyeceğim o ki Doğu çok ihmal edilmiş. Ülkemin en çok hizmete ihtiyacı olan yerler çok boş bırakılmış yazık...
Keşke daha çok özen gösterilse diyor insan...

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Kavurma Şenliği

Kıştan kalma ama bir o kadar sıcak bir sofra bu sofra.
Bol muhabbetli kahkahalı bir sofra.
En önemlisi kavurmalı bu sofra:)

Çocukluktan kalma bir alışkanlık olsa gerek kavurma denince aklıma kurban kesimi geliyor. Bu etler de kurban etinden yapılmış kavurma. Doğrusu enfes olmuştu

Malzemeler;
  • 2 kg kuşbaşı dana eti
  • Tereyağı
  • 3 tane büyük boy soğan
  • Tuz
  • Ben varsa biraz kemikli et de ekliyorum ama şart değil
Yapılışı;
Etler yağsız bir şekilde tencereye atılır. Suyunu salıp çekene kadar yüksek ateşte 20 dk çevrilir. Sonra soğan tereyağı eklenip altını çok kısık ateşe getirerek 2 saat su katmadan pişirilir. Etler yumuşayınca tuz eklenip servis edilir.
Afiyet olsun.

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Kıymalı Pogaca Bir Yana Kadim Dostum Bir Yana

Yazının başlığını yazarken bir an durdum.. düşündüm... ne çok sevdiğim insan var benim ne çok dostum ne çok arkadaşım. Sanırım herkese nasip olmayan bir zengiliğe sahibim...

Oğlum anneler gününde bir form doldurmuş . Okul bazı sorular hazırlamış ve Mert'e sormuş Mert de tüm saflığıyla cevaplamış hepsini:) Tabi foyalarımız da ortaya çıkmış ama baktım ki oğlum da beni tanıyor.
Annem en çok dolmayı sever, En çok Zara'ya gider. Kendine etek babama gömlek alır, En Sevdiği dizi Yer Gök Aşk , En çok Zombilerden korkar gibi bir sürü şey cevaplamış. En çok beni düşündüren de Annemin sevmediği hiç kimse yoktur demesi. Canım oğlum nasıl da tanır annesini.

İnsan severim ben
Arkadaş severim
İnsanların sevinmesini severim
İnsanlara yardım etmeyi severim
Kahkaha atmayı severim ama insanlarla
Yemek yemeyi severim ama dostlarla
Hediye almayı severim dostlarıma , insanlara
Davet severim... Davet edilmeyi severim
Gönüller hoş olsun severim
Ağlamayı dertleşmeyi severim dostların omuzunda
Gezmeyi severim ama insanlarla
Yalnızlığı da severim ama yine insanlarla... tanımadığım insanların arasında yalnız dolaşmayı severim...
Çalışmayı severim ama grupla hepberaber...
Huzur severim insanlar arasında...
Tutku severim...
Galibiyet severim ama kimseyi kırmadan..
Sonuçta insan severim her kılıkta....
Dost kılığında.....
Arkadaş kılığında....
Mutluluk kılığında ....
Hüzün kılığında....
Delilik kılığında...


Benim en sevdiğim insan , dost , arkadaş kılığındaki insanlardandır Mukaddes. Tanışıklığımız çok gariptir ama dostluğumuz çok güzeldir.
Tavla hocamdır benim daha ne olsun:))
Yenilen pehlivan misali hadi hadi diye diye uykusuz bıraktığım insandır:))
Arada sırada evde kapıştığım ama dayanamayıp barıştığım insandır...
Candır...
Dosttur...
Herşeyden önce müthiş bir annedir
Eğitimcidir..
Tam bir İNSAN dır işte...

Paris'de 4 yıl yaşadıktan sonra Türkiye' ye uyum sağlamak konusunda sorunları var arkadaşımın ama alışcak inşallah:)


İstanbul maceramızda bizim için çok güzel yemekler hazırladı. Herşeyden önce o sıcak ev sahipliği paha biçilmezdi. Yine "Elif çekme olmaz bu yemek takımları bloga mı konur, çekme elif çekmeee" nidalarıyla ancak bu kadar resim çektim:))
Daha akşam yemeği sofran var arkadaşım:)) Dur sen dur...


Bir kez daha blogum aracılığıyla teşekkür ederim güzel arkadaşım. Minik kızın ve eşinle sana sonsuz mutluluklar diliyorum.

Miss gibi poğaçalar Portakal Ağacındanmış. Yanımıza da vermişti aç kaldıkça hüplettik:))

15 Mayıs 2012 Salı

Sezen ve Senol Malikanesinde Aksam Yemeği


Haftasonu çok anlamlı ama bir o kadar yorucu geçti bizler için. Neden diyeceksiniz tabiki İstanbul'da ev bakmaca okul bakmaca telaşeleri için böyle yorucu geçti. En güzel tarafı da yıllardır görmediğim arkadaşlarımın evinde kraliçeler gibi ağırlanmamız ve hoş sohbetlerler miss gibi yemekler yememizdi:)

Haftasonu iki arkadaşıma ayrı ayrı misafir oldum. Diğer sofrayı da paylaşıcam ama tarif bekliyorum:) Allah'ım bir özen bir özen. Ben sürekli mahcup ne gerek var bu kadar yemeğe ne gerek var bu kadar özenmeye desem de aldığım cevap hep aynı "aaa ama olmaz ki senin gibi bir gurmeye bu az sonra bloglarda yayınlanacaklar olmaz" :))))
Blog yazarı olmanın hele de yemek blogu yazarı olmanın faydaları diyebilirim.


Bu muhteşem sofra Sezen'e ait. Sezen üniversiteden sınıf arkadaşımın eşi. Hayatımda tanıdığım en olgun en hanım insanlardan. Şenol da bir o kadar zıpır:) Ahh şenol kara sevdanda sonunda muradına erdin. İyi ki de bu kadar çok koşmuşsun Sezen'in peşinden:))) Sonsuza kadar mutlu olun inşallah.

Cumartesi akşam oturduk bu güzel sofraya ... Fakülteden başka bir arkadaşımız daha geldi. E malum derbi gecesi. GS-FB maçı kiralandı. Her iki takımı tutmasam da yüreğim ağzımda GS ın şampiyon olmasını izledim. Valla Fatih Terimle beraber ben de heyecandan ölecektim. Şenol GS lı Murat Fenerli ama ben hiçbirini tutmadığım halde GS için daha heyecanlı:)))) Ooohhh sonunda şampiyon oldular. Banane ise ama olsun yine de GS şampiyon olsun:)))

Karnıyarık en sevdiğim yemeklerdendir. Çok da güzel yaparım. Kendi tarifim için tık tıkk:)
Blogum aracılığıyla da bir kez daha teşekkür ediyorum.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Ağlamak Bile Dostlarla Güzel...

Yapacak çok şey düşünülecek çok ayrıntı ama bunlara kafa yoracak ne zaman ne kafa var bende bu günlerde.... 2012 sonları benim ve ailem için epey bir debdebeli geçecek... İstanbul'a taşınacak olmam ayrı bir handikap oldu çıktı zaten. Çocuğumun okula başlayacak olması üstüne cabası... Haftasonları İstanbul'a git gel okul seç semt bak kafan çorba olsun geri gel... :( Allah'ım yatsam kalksam da bu işler sona erse artık:( Tanıdığım tanımadığım herkesten dua bekliyorum bu süreçte.

 
Geçen İstanbul ziyaretimizde çocukluk arkadaşımın evine misafir olduk. Taa ortaokuldan diğer arkadaşlarımız da geldi. Özlem o kadar çok şey haızrlamıştı ki bize saatlerce sofradan kaldırmadı bizi. Sanırım bir milyon kalori almışımdır:))

Yemeği sabah ezanına kadar süren derin sohbetller kahkahalar takip etti...
Düşündüm de ne çok şey paylaşmışız ne hüzünleri yaşamışız beraber. Ne saçma şeylere ağlamış ne gereksiz şeylere saatlerce durmadan gülmüşüz:))) Ahhh Özlem yüzyıl geçse o mimiklerinle bizi öldüreceksin:)))


Arkadaşımın muhteşem bir blogu var ve bu lezzetlerin hepsi orda . Eğer bu güzel tarifleri merak ediyorsanız tık tıııkk:)



Bu arada çektiğim bu güzel resimlerden dolayı da instagram programını tebrik ediyorum. Hala kullanmayanınız varsa ve iphone telefonunuz varsa mutlaka deneyin. Muhteşem fotograflar çıkıyor ortaya...

6 Mayıs 2012 Pazar

Hatice'ye Baby Shower Partisi

Bugün o kadar güzel o kadar duygulu o kadar anlamlı bir gündü kii.... Hala etkisi üzerimde.İş yerinden arkadaşım Hatice'nin yeri bende her zaman farklıdır. Hemşeriyiz ya kan mı çekiyor nedir:))) Kendisi daha hamile değilken bile "hele sen hamile kal harika bir baby shower yapıcaz ona göre" diye başlamıştı bugünün hazırlıkları... Veee o gün geldi çattı. Haftalar önceden hazırlıklara başladık. Ben sadece ev sahibiydim. Gelenler tamamen Haticenin arkadaşları idi. Davetli listesi tamamen kendisine aitti.

Yiyecekler gelen teyzelerine aitti küçük Defne'ciğin:)

Bir gavur icadı olan baby shower işini kısaca anlatayım...

Anne partinin yapılacağı evi seçer. Aslında sürpriz de yapılabilir ama annenin arkadaşları tanınmadığı için annenin organizasyon içinde olması daha mantıklı olur. Ev sahibi evi süsler püsler. Anne arkadaşlarını davet eder. Davetlilerin hepsi annenin en sevdiği yiyecekleri hazırlamaya çalışır. Bebeğe hediyeler alınır. Kısacası doğum öncesi anneye harika bir gün yaşatılır:)

Biz de bugün sadece Hatice 'ye değil kendimize de çok güzel bir gün yaptık... Allahhh ev bayram yerine döndü :) Müzikler oyunlar eğlenceler muhabbetler ...

Bebek için bir afiş hazırlamıştı babası ... Gelen misafirler onun üzerine tek tek dileklerimizi duygularımızı yazdık... Hatice için ve bizim için duygusal anlar da o zamanlarda tavan yaptı:(

Dilerim sağlıkla doğarsın ... Hep mutlu olursun .defnecik...

Seni şimdiden çok seviyoruz hem de çok...


Sembolümüz leyleklerin getirdiği Denfe idi:)

Hatice gelen davetlilere hediye olsun diye bu minik çiçekleri almıştı. Ben sıcak suyu açıcam diye aynı zamanda yanlışlıkla kaloriferi açınca azıcık ısındılar ama neyyssseee:))))




Bu pastayı da Elif teyzesi yaptı:) Çookk geç saatte olduğu için çok ayrıntıya giremedim defnoşum ya kusura bakma:)


3 Mayıs 2012 Perşembe

Tencerede Güveç

Güveç denince nedense aklıma eşimin arkadaşları Gökhan ile Murat geliyor:))))) Ben gayet iyi güveç yaptığım için kendileri de benim yaptığım güveci severek yerler. Eşimle beraber bir koca güveci indirebilirler yani:)) Uzun zamandır Güveç Partisi de yapmadık ama yine tencerede de olsa yaparken andım kendilerini:)

Malzemeler; 
  • Yarım kg kemikli et
  • 2 tane büyük boy iri küpler halinde doğranmış patates
  • 3 tane iri küpler halinde doğranmış patlıcan
  • yarım kg minik sıska soğan. Hepsi temizlenmiş bütün halinde.
  • 2 baş temizlenmiş sarımsak
  • 2 yemek kaşığı tereyağı
  • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 5 tane ince doğranmış domates
  • 3 tane yeşil biber
  • ben yeşil soğan da koydum üzerine ama tercihe bağlıdır.
  • tuz
  • kekik
Yapılışı;
Etleri yağda güzelce çevirin. Sonra sırası ile patates,patlıcan,soğan,sarımsakları, biberleri ve yeşil soğanları dizin. En üstüne domatesleri ilave edin tuz ve kekik de ilave ettikten sonra hiç su koymadan çok kısın ateşte ( oldukça kısık) 2.5 saat pişirin. sonra ister yiyin ister seyre dalın:)))



Murat artık Ankara'ya gelince yaparız bir güveç partisi;