5 Eylül 2012 Çarşamba

Bir Ankara Masalı!

1 hafta önce veda ettik Ankara'ya ve merhaba dedik İstanbul'a ...
Ayrılışımız pek hüzünlü pek trajik oldu.. ağlamalar ..kucaklaşmalar...

Ama bizim için  Ankaranın anlamını en güzel eşim özetledi ve herkese veda etti. Bu nedenle bu posta yakışacak en güzel yazı da yine eşimin dilinden döküldü...

*************************************************************************************
Bir ANKARA Masalı!




1998 Hazirandı.

Aşırı sıcaktı, Trabzondan çıkılmıştı yola Askerlik görevine. AŞTİ’ye varıldı, Ankaray'a binildi, Mustafa Kemal Bulvarından Kızılay'a, gökyüzüne çıkıldı, selam Ankara!

İlk Ankara ile tanışıklığım böyle başladı.

O yaz çok ama çok zahmetli geçti, o sıcakta askerlik eğitimi zorunluluğu, başımda bere izleri gözükürdü, amele yanığı gibi. Haftasonlarını iple çekerdik izinli olarak dışarı çıkacağız diye. Kargalar uyanmadan biz Kızılay’a varırdık bile. Simitçiler, kafeler, kahveler vb. ondandır Ankara simitine hayranlığım.

Kızılay yaman yer, tüm buluşma noktaları, Ankara denince akla gelen ilk yer, Gima'nın önü, YKM’nın yanı, Dost Kitapevi vb. ne dostluklara, bekleşmelere, aşklara tanıklık etmiştir buralar.

İlk zamanlar Ankara'yı Gima'nın önünden ibaret sayardım, sonraları Beğendik Kocatepe, Sıhhıye Kebap 49, Ulus Gençlik Parkı, Ankara Kalesi her geçen gün Kızılayın biraz daha dışına çıkılmaya başlandı. Tavla, King, Batak gibi bir bilumum oyunlar bu zamanlarda ilk kez Ankara'da öğrenildi, can sıkıntısından.

Acemi askerlik dönemi bitti, Subay olarak Genelkurmaya gelinmişti. Artık cep para görmeye başlamıştı. Eee mekanlarda değişmeye, Cinnah Cad, Tunalı Hilmi, Tunus, Karum, Atakule, 7.Cadde vb. artık kafelerde rahat rahat oturulmaya başlanmıştı. Para kapıları açıyordu.

Hemen hemen tüm kafeler gezilmiş, tüm mekanlar tanıdık dolmuştu. Bu şehrin denizi, ormanı yokmuydu. Bu insalar haftasonları ne yaparlar, herkes kafelerde oturarak, caddelerde gezerek vakit geçirmiyordur ya! Şöyle oltan elinde balık tutacağın, mangal piknik yapacağın, temiz havayı teneffüz edeceğin, üzeriden taş sektireceğin, yüzüp güneşleneceğin yerler göller, havuzlar, orman, parklar olmalıydı. İşte bu düşünceler içinde tanışıldı Gölbaşı, Eymür Gölü, Mogan Gölü, Göksu, Işık Dağı, Karagöl, Nallıhan Kuş Cenneti, Kızılcahaman Milli Parkı, Kurtboğazı, Bayındır Barajı vb.

Ankara da tarih yokmuydu, elbette vardı. Timurlenk buralardan geçmişti. Gordion Mezarlığı, Ankara Kalesi, Beypazarı evleri, Anadolu Medeniyetler Müzesi, Hamamlar, Hacı Bayram Veli vb… Ankara’nın her karış taşında görürsün Cumhuriyeti, Büyük Önder Atatürk’ü. Tek başına Anıtkabir yeter bu şehre, verilmesi gereken değer için. Milletin Meclisi, Bakanlıklar, Başbakanlık, Pembe Köşk, Komutanlıklar vb.

Bir dönem AVM’ler modaydı, şehrin dört bir tarafında gezilmedik AVM kalmamıştı 14 yıllık macerada. Beğendik, Atakule, Migros, Ankamall, Cepa, Kentpark, İkea, YKM, Karum, 365, Gordion, Panora, Galeria, Arcadium, Acity daha niceleri. Dışarda hava 40 derece iken AVM’erde klimalar serin serin 

Şehrin göbeğinde gizli bir hazine Papazın Bağı, görülmeye değer mekanlardandı.

En güzel kahvaltılarda Ankara da yapıldı, en taze balıkta Ankara da yenildi. Şehrin en lüks lokantaları da en salaş yerlerine de gidildi, hiçbir sıkıntı çekmeden. Levrek, Çupura, Lagos, Midye, Karides ilk kez bu şehirde tadıldı. Bamya, enginar, kereviz ile bu şehrin yemeklerinde tanışıldı. Park caddesindeki tüm restaurantlara da gidildi, sakarya caddesindekilere de. Çankayadakilere de gidildi, bahçelievlerdekilerine de. En taze domatesler, en güzel turşularda bu şehirde tadıldı.

Ülkenin ortasında olmanın avantajı ve dolaysıyla birçok yere yakınlık her fırsat değerlendirildi, birçok yer gezildi. Konya Mevlana, Eskişehir, Abant, Gölcük, Ürgüp, Alanya, Antalya, Ayvalık, İzmir, Çeşme, Pamukkale, Adana, Antep, Sarıkamış, Ağrı, Ağva, Kefken, Kerpe, Ceşmi Cihan Amasra, Muşukiye, Sapanca, Şehzadeler şehri Amasya, Çorum, Kuşadası, Efes, Şirince, Bodrum daha niceleri.

En güzel kaplıcalarına da girildi, en güzel havuzlarında da yüzüldü. Futbol da izlendi, baskentbol da, voleybol da. 3 boyutlu sinemayla burada tanışıldı. Ankara’nın Büyükşehir’in tüm nimetlerinden faydalanıldı, etinden sütünden suyundan 

Hele metro denilen olağanüstü güzellikle bu şehirde karşılaşıldı. Yeraltı yerüstü Metro ve Tren ile bu şehirde tanışıldı.

İş hayatında, çalışma ortamında rekabetin değil paylaşımın, ilişkilerin değil başarının var olduğu bir ortamdı Ankara. Bazen özel, bazen kamu olmaktı Vakıfbanklı olmak. Bilgiyi paylaşarak büyütmekti hedef, yükselmek paylaşmaktan geçerdi. İnsan verdikçe büyürdü, yükselirdi. Bazen yapılan hatalar saklanırdı, gizlenirdi. Hatalar insanların yüzüne vurulmazdı, hiç kimse kendini satmak, öne çıkarmak için mücadele etmezdi, herkes çok şey bilirdi, herkes hiçbir şey bilmezdi. Birdi bütündü ekipler. Çok şey bilen de vardı, az şey bilen de; ama ekip hep iyiydi. Bireysellikten ziyade takımlar önemliydi. Profesyonellik yoktu, acemiydi herkes, Vakıfbanklılık vardı. Vakıfbanklı olunduğunda hedef, 15.yılda altın, 20.yılda saat almaktı. Şunun adamı, bunun ekibinden ziyade Vakıfbank’ın adamı olmaktı marifet.

Hedef, sertifikalar almak değil işini en iyi yapmaktı. Etiketler, Özgeçmişler, CV’ler pekte önemli değildi Vakıfbankta, önemli olan işi sahiplenmek ve gereğini yapmaktı. Vakıfbanklı olmak, çok para almadan, çok çalışmaktı. Ankarada iş hayatı, sahada tecrübeydi, deneyimdi, kurumsal kimlikti. Hırs yoktu, rekabet yoktu, koşuşturma birbirini ezme yoktu; bunlara rağmen Başarı çoktu.

Ankara’da çalıştığın kurumun adının sonunda “T.A.O, A.Ş, Üst Kurul” varsa, veya 657 tabi değilsen, bundan daha iyisi olmazdı, hem maddi hem manevi 



Ankara her zaman güzel anılacaktı. Gençliğimiz bu şehirde geçti, bu şehirde olgunlaştık, bu şehirde piştik. İş, Aş, Eş bu şehirde elde edildi. Bu şehir bizden çok şey aldı, bize çok şey verdi. Biz Ankara’dan razı olduk, umarım o da bizden 



Nice şairlere, yazarlara, sanatçılara ilham olmuş, fethi bile Peygamberimizin iltifatına mazhar olmuş evrensel şehir, İstanbul, tahminimce en az Ankara kadar güzeldir.



Güzel bakan güzel görür, güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır!



Kalın sağlıcakla,

Murat.

3 yorum:

tatlihayat dedi ki...

wovvv.murat is greatt,I want to congrulate him because of this writing..cok guzel icten ve samimi bir yazi olmuss,,bir yerden baska bir yere gitmek hic kolay degil ben iyi bilirim,sende beni dahada iyi anlamissindrr

GÜZİN dedi ki...

canım okurken hüzünlendim çok:( ama istanbul cook daha güzeldir eminim, ankarada sadece alışılmışlık var bende seviyorum alıştığım yerleri,insanları, eşin çok güzel yazmış canım, inşallah cok güzel günler geçirin ordada:)

Hülya YILMAZ dedi ki...

Bizim memleketten ayrıldınız demek. Yeni şehrinizde, yeni evinizde, yeni yaşamınızda, yeni işinizde tüm mutluluklar sizinle olsun.
Sağlık ve afiyetle...
Sevgilerimle,